İran’da gizlice çekilen ve bir sabit diske aktarılarak Türkiye sınırından çıkarılan The Friend’s House Is Here, Londra Film Festivali’nde izleyiciyle buluşuyor.
Yönetmenleri Hossein Keshavarz ve Maryam Ataei, filmin savaş ve baskı ortamında üretmeyi sürdüren genç İranlı sanatçılara bir “aşk mektubu” niteliği taşıdığını ifade ediyor.
Tahran’da geçen film, aynı evi paylaşan iki yakın arkadaşın, oyun yazarı ve oyuncu Pari ile dansçı Hana’nın gündelik hayatına odaklanıyor. İkili, İranlı yetkililerden izin almadan gizlice oyunlar sahneleyen ve ortak projeler üreten bağımsız sanatçılardan oluşan bir çevrenin parçası.
Keshavarz ve Ataei’nin yönettiği film, ocak ayında Sundance Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazandı. ABD’de 4 Aralık tarihinde gösterime girmesi planlanıyor.
Filmin tamamlanması ve ülke dışına çıkarılması, Tahran’daki çekim koşulları ve internet iletişiminin kesilmesi sebebiyle güçleşti. Yönetmenler, yapımın Haziran 2025 senesindeki ABD-İsrail saldırılardan sonra meydana gelen koşullara rağmen tamamlandığını anlatıyor.
‘İNSANLARIN SANATLARINI YAPMAYA DEVAM ETTİKLERİNİ GÖSTERMEK İSTİYORUZ’
AFP’ye konuşan Keshavarz, “Böylesine çalkantılı bir dönemde bile bu insanların hayatlarını sürdürdüklerini ve sanatlarını yapmaya devam ettiklerini göstermek istiyoruz,” dedi.
Yönetmen, dünyanın İran halkını ve “olağanüstü bir sanatçı kuşağını” keşfetmesinden memnuniyet duyduğunu ancak bunun kendisi için buruk bir sevinç olduğunu belirtti. Keshavarz, savaşın sona ermediğini ve İran ekonomisinin hızla kötüleştiğini söyledi.
BAĞIMSIZ KADINLARIN HİKÂYESİ
Ataei, Tahran’da gizlice sahnelenen oyunları izlediklerini ve doğaçlama yapan genç oyuncularla tanışınca onlardan ilham aldıklarını anlattı. Yönetmenler, dans videoları yayınladıkları veya izinsiz gösteriler düzenledikleri için gözaltına alınan sanatçıların deneyimlerinden de etkilendi.
Ataei, birlikte yaşayan ve birbirine destek olan bağımsız kadınların ve genç kızların hayatlarını da görünür kılmak istediklerini söyledi.
Film hazırlıkları sürerken yönetmen çifti, Haziran 2025’te Tahran’a yönelik ABD ve İsrail saldırılarıyla uyandı. Çekimler, aynı yılın Eylül ve Ekim aylarında birkaç hafta boyunca gizlice gerçekleştirildi. Ekip, küçük bir kamera ve ses ekipmanlarını çantada taşıdı; bazı sahnelerde ise yalnızca iPhone kullanarak prova yaptı.
Oyuncuların sokaklarda ve kafelerde başörtüsü takmadan görünmesi de çekimleri zorlaştırdı. Ataei, bunun İran’da birçok kadının yasal zorunluluğa karşı sergilediği bir tutum olduğunu belirtti. Tahran sokaklarında geçen kesintisiz çekimler, ekibin dikkatli hareket etmesini gerektirdi.
Keshavarz, çekimlerin neşeli geçtiğini ve bunun filme canlı bir hava kattığını söyledi. Ancak ekip, yeni bir savaşın başlayabileceği endişesiyle çekimleri bir an önce bitirmeye çalışıyordu.
FİLM TÜRKİYE SINIRINDAN NASIL ÇIKARILDI?
Yapımın ses miksajı Aralık 2025’te İran’da tamamlanmak üzereyken hükümet karşıtı protestolar başladı. Sivil toplum kuruluşlarına göre güvenlik güçlerinin müdahalesinde binlerce kişi öldü; ülke genelinde iletişim kesintisi yaşandı.
Sundance Film Festivali’ne yalnızca bir hafta kala ekipten biri, filmi bir sabit diske aktararak Türkiye sınırına götürdü. Film, başka bir yapımın ham görüntüleri arasına gizlenerek İran dışına çıkarıldı.
Keshavarz, bu kişinin üstlendiği riski “cesur bir davranış” olarak nitelendirdi.
Yönetmen çifti, çekimler tamamlandığından bu yana İran’a dönmedi ve ülkeye yeniden giriş izni alıp alamayacaklarını bilmiyor. Oyuncular ise Tahran’da yaşamaya ve sahne çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.
Keshavarz, yaşadıkları bütün zorluklara rağmen sanatçıların kendi istedikleri gibi yaşamayı sürdürmesini ilham verici bulduğunu söyledi.